HAYVANLARA ŞİDDET

Hemen her gün basında, sosyal medyada şiddete, işkenceye, tecavüze ve kötü muameleye uğrayan hayvanlara yönelik içimizi acıtan haberleri okuyor, izliyoruz. En son Erzincan Orduevi nizamiyesinde yakaladığı bir yavru kediye akıl almaz işkence yapan bir erin görüntüleri sosyal medyayı ayağa kaldırdı, gözaltına alınan şahıs soruşturma sonrasından serbest bırakıldı.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) tarafından geçen yıl açıklanan rapora göre, Türkiye’de yalnızca beş ay içinde hayvanlara yönelik en az 8 milyon 315 bin 234 yaşam hakkı ihlâli, 144 işkence, 155 terk etme ve onlarca cinsel şiddet vakası yaşandı.

Aslında insanın kendinden güçsüze uyguladığı şiddet herkese yönelik, şiddet sarmalının en zayıf halkası ise hayvanlar. Ülkemizdeki yasalar, hayvanların yaşam haklarına yönelik ihlalleri “suç” değil “kabahat” sayıyor. Mevcut yasaya göre yalnızca sahipli hayvanlar ‘mal’ olarak değerlendiriliyor ve öldürülmeleri halinde TCK’ndaki “Mala zarar verme” suçundan işlem yapılıyor. Sahipsizler ise “mal” dâhil olarak kabul edilmiyor, sahibi olmayan hayvanı yasa da sahipsiz bırakıyor.

Yapılan araştırmalar hayvanlara şiddet uygulamanın sağlıklı bireyin sergileyeceği bir davranış olmadığını gösteriyor, bu davranışın arkasında ciddi psikolojik rahatsızlıklar yatıyor. “Hayvana şiddet-insana şiddet” ilişkisi toplumsal şiddetin giderek tırmanmasının rastlantı olmadığını ortaya koyuyor. Hayvana şiddet ise, insana şiddetin haberciliğini yapıyor.

İnsanların diğer canlılara tahammülsüzlüğünün en önemli nedeninin aile içi şiddet olduğunu ortaya koyan araştırmalara göre, ailede şiddete tanık olan ya da şiddete maruz kalanların şiddet uygulama olasılığı, şiddet görmeyenlere göre 8 kat daha fazla. Bu nedenle şiddetin önüne geçmede çocuğun rol model olarak aldığı ebeveynlerinin davranışları, çocuklarına başka canlıların yaşam hakkına saygı duymasını öğretmesi en önemli etken olarak görünüyor.

Şiddetin en zayıf halkaları olan hayvanlar gündelik yaşamda tam bir cehennem yaşıyor. Bunun önüne geçmekte topluma önemli görevler düşüyor. Hayvana karşı şiddet uygulayanlara verilen cezalar komik düzeyde. Yeterli yasal düzenleme olmadığından İnsanlar bu tip sapkın bireyleri kendileri linç etmek ya da kendi eliyle cezalandırmak istiyor. Çünkü devletin verdiği cezalar vicdanları tatmin etmiyor. Bir hayvana açıkça zevk için işkence yapan sadist, toplum düşmanı cani “Parasını bastırır yine yaparım” diye sapkınlık derecesinde alaycı bir şekilde konuşabiliyor.

Hayvanlar da acıyı hisseder ve aynı bizler gibi korkarlar, konuşamadıkları için şiddetin çaresiz kurbanları durumundadırlar. Bu nedenle kimi insansı yaratıklar hayvanlara eziyet etmekten çekinmez. İnsani değerlere önem veren bir toplum oluşturabilmek için, hayvanlar gibi kendini savunamayacak durumda olanlara uygulanan şiddeti mutlaka durdurmalıyız. Topluma sevgiyi ekmeliyiz. Hayvana şiddet TCK’na girmeli, cezası karşılığını çok sert bir şekilde bulmalıdır. Yasama, yargı ve yürütme unsurlarından oluşan Devlet vicdan sahibi hayvan severleri kendi eliyle suça itmemelidir.

Mahatma Gandhi’nin sözünü hatırlatmalıyım; “Bir ulusun büyüklüğünü ve ahlaki gelişmişliğini, hayvanlara davranış biçiminden anlayabilirsiniz.”

Hayvan sevgisi vurgusu ile “İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz.” Anatole France

Nizamettin BİBER